01 Şubat 2010 Pazartesi

FRANSA'DAKİ EN BÜYÜK TÜRK ORGANİZASYONU




Türkiye ile Fransa arasında dostluk yılı münasebeti ile büyük çaplı bir kültür-sanat organizasyonu düzenlendi. Bilim, kültür ve sanat dünyasının önemli isimleri 18-19 Şubat 2010 tarihinde Fransa Strasbourg'da Avrupa Parlemantosu Konferans Salonunda Buluşacak. Organizetörlük görevini de yürüten Gazi Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi öğretim üyesi Prof. Ahmet ATAN "Türk- Fransız Kültür ve Sanat işbirliğinin Türk Resim Sanatına Etkileri" isimli bildiri ile katılacak.

30 Ocak 2010 Cumartesi

Ressam Ömer ULUÇ Hayata Veda Etti


1953 yılında Robert Koleji bitirdikten sonra 1953-1957 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde önce mühendislik sonra resim eğitimi gördü. 1953 yılında Nuri İyem’in öncülüğünde kurulan "Tavan arası Ressamları" olarak adlandırılan grupta yer aldı 1965’te bir yıl süreyle Londra ve Paris'te, 1972-1973'de ABD ve Meksika'da, 1973-1977 arası Nijerya'da bulundu. 1983'ten beri Paris'te yaşayan sanatçı yılın önemli bir bölümünü İstanbul'da geçirmektedir. Başta Paris, Berlin ve İstanbul olmak üzere çok sayıda yurtdışı ve yurtiçinde sergi açtı. Bir çok biennale katıldı. Kendini sadece tuval resmi ile sınırlandırmayan sanatçı değişik malzemeler kullanmak suretiyle bir çok sanat yapıtı üreterek Türk sanatına farklı katkıda bulundu.
2005 yılında Baki’den alıntı ile “Heves Kuşu Durmaz Döner” adını verdiği ve kendi konuşma kayıtlarından seçtiği “Fragmanlar”la başlayan ve sayfalarını bir sergi mekanı olarak düşünerek tasarladığı kitabı, yeni bir yapıtı, yeni bir sergisi niteliğinde Yapı Kredi yayınlarından çıktı. İlk kişisel sergisini 1955 yılında
Boston'da açan sanatçı,
Bu yapıtın bir pasajında:
1958’de, 27 yaşlarındayım. Nuri İyem,
Ferruh Başağa, sevgili İlhan Koman ile Şadi Çalık ve ben Amerikan konsolosluğunda büyük, bir süre hatırlanacak bir sergi açıyoruz. Hepsi soyut sanat. Onların hepsi dostum ve hepsi benden en az 15-20 yaş büyük insanlar. Orada tek başıma ve garip bir şekilde bir ikinci kez küçük bir üne kavuşuyorum İstanbul’da, o çevrede. Fakat en ilginç işi kimin yaptığını söyleyeyim, Şadi Çalık, tek bir çubuğu bir kaidenin üzerine koyuyor ve bunun adını “minimumizm” koyuyor, yani o böyle izah ediyor. Minimum enerji, minimum form, minimum anlam vb. İstanbul bir zamanların Moskova’sı, Münih’i gibi avangard bir küçük merkez mi oluyor. Diyor. Böylece yumak, yumak soyut ve zaman , zaman tual dışına çıkılan çalışmalarının da işaretini vermiş oluyor. Son günlerini Paris ve İstanbul’da geçiren ve Son sergisine de “Parçalanmanın Kimyası” adını koyarak, karakalem otoportresinin yanına Lucretius’un: “Ölümün olduğu yerde ben yokum/Benim olduğum yerde ölüm yok” diye not düşen Ömer Uluç İki yıl boyunca mücadele ettiği akciğer kanserine yenik düşüp; ardında yüzlerce sanat eseri bırakarak İstanbul’da 79 yaşında 28 Ocak 2010'da hayata veda etti.

29 Ocak 2010 Cuma

YÖK BAŞKANIMIZ ARADI


Mustafa Kemal Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığı'ndan gördüğüm lüzum üzerine istifa etmiştim. Konu ile ilgili olarak YÖK Başkanımız Prof. Dr. Yusuf Ziya ÖZCAN telefon ile aradı. İstifa gerekçemi sordu. İçtenlikle durumu anlattım. Sabırla beni dinledi. Sempatik bir biçimde telefon görüşmemiz tamamlandı. Göstermiş olduğu bu zerafetinden dolayı Sayın YÖK Başkanımız Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'a içten teşekkür ve saygılarımı sunuyorum.

27 Ocak 2010 Çarşamba

Ankara'da Karma Resim Sergisi



Gesam sergi etkinlikleri yoğun şekilde devam ediyor.
Türkiye Güzel Sanat Eseri Sahipleri Meslek Birliği Ankara'da Karma Resim ve Heykel Sergisi açıyor. Gesam'ın 78 üyesinin eserinin yer aldığı Karma Resim ve Heykel Sergisi 1 Şubat 2010 tarihinde saat 18.00 de Ankara Altındağ Belediyesi'ne ait (samanpazarı semtindeki ) Sanat Galerisinde sanatseverler ile buluşacak. Prof. Ahmet ATAN'ın eserinin de yer aldığı sergi 12 Şubat'ta sona erecek.

21 Ocak 2010 Perşembe

TAM GÜN GAZİ'DEYİM

Mustafa Kemal Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığından gördüğüm lüzum üzerine
25.01.2010 tarihinden itibaren istifa ettim.
Artık Tam Gün Gazi'deyim...

20 Ocak 2010 Çarşamba

İSRAİL İSTEDİĞİ İÇİN DEĞİL

Televizyon'un uzatmalı dizisi Kurtlar Vadisi, İsrail istediği için değil, aydın bir Türk kültür ve sanat adamı olarak ben istiyorum, "yayından kaldırılsın". Daha önce de bu konuda yazmıştım. İnsanımız gösterilen görüntülerin arkasında saklanan gerçekleri merak etmektedir. Bu merakının giderilmesi için de birtakım yollara başvurmaktadır. Kurtlar Vadisi, Sakarya ve Fırat, Deli Yürek ve benzeri TV dizileri yolu ile Gladio, Mafya ve Devlet ilişkileri hakkında insanları birşeyler öğrenmeye sevketmektedir.. Bu dizlerden bazıları belki sanatsal endişeleri barındırmaktadır. Ama "Avantür" türünden arayış içinde olan insanımız yanlışlar üzerinde bireysel ve aile hayatını tahrip etmektedir. Kültür ve sanat değil "devlet sırrı" eksenli ilişkiler özentilere davetiye çıkarmaktadır. Böylece Türk kültüründen'miş gibi görünen sahneler toplumsal dejenerasyona neden olmaktadır. Bu uygulamanın önüne geçmek gerekir. İsrail istediği için değil, şiddetin tek çözüm yolu olduğu, bunu devlet elaltından kendisi bizzat yaptırdığı imajını ortadan kaldırmak için. "Kurtlar Vadisi" programı yayından kaldırılmaldır. Peki yerine ne konulmalı? Türk-İslam tarihinin şeref levhalarına kısa bir göz atmamız ne kadar zengin bir tema zengini olduğumuzu göstercektir. "Osmancık" Filmi bunun en güzel örneğidir.

16 Ocak 2010 Cumartesi

SANATIN İYİSİ NASIL OLUR?

Sanatçının kendi eksiğini, hatasını bilmesi kadar güzel şey yoktur. Sanatçı olan eksiksiz olmaz. Ayrıca sanatçı olarak eksik olduğumuzu bilmek, bu şuurla hareket etmek, başarıdan mahrum olmak demek değildir. Asıl mahrumiyet doğru ve dürüstlüğe teslim olmamaktır. Sanatçı başarıyı sağlamlıkta, çirkinliği de hırsından bilir. Sanatçı çalışma sürecinde hata yapsa bile sonunda kabul edilebilir başarıyı elde edebilir. İlham sanatçının enerji kaynağıdır. “Sanatçıya ilham her zaman gereklidir. Hırs, kalp darlığı, basiret bağlanmasındandır ki; bu sanatçının aklının ve gözünün kör olması ile eşdeğerdir. Sanatçının kalp gözünün körelmesini, hırsından bilmesi onun erdemliliği olarak tanımlanabilir. Sanatçılıkta esas olan, insanın kendini tanımasıdır. Kendini tanıyan, eksik olduğunu bilen sanatçı bu sayede kendinden yola çıkarak, güzel'e giden bir kapı açabilir. Kendini beğenmişlik, kibir ve kin, kontrol dışı olma halidir. Bu halde sanatçı ne yaptığını bilmez, doğru olanı yalanlar, inkâr eder, hilekârlığa yönelir.
Sanatın İyisi Sanatçının iyi kaynaktan beslenmesiyle olur. Yapılacak sanatın iyi olacağına inanmak, Sanatı iyi yapmaktan daha önemlidir.