.
Sanat ve psikoloji, birbirini tanımlayan ve tamamlayan iki kavramdır. Sanat, tasarım aşamasında biçimini bulmamış bir olgu olarak ruh âleminde belirmeye başlar. Sanat, insanın psikodünyasının dışa vurumudur. Düşünce, duygu, sevgi, nefret bu psikodünyanın birer elementleridir.
İnsan her durumda kendisinin bir şekilde anlaşılmasını ister. Ya da İnsan Bir şekilde başkalarına kendisini anlatmak ister. Sanat, insanın kendisini anlatma yollarından biridir. İşte burada “kendisi” kavramı ruhsal bir olgudur. Zaten sanat insan ruhunun madde üzerindeki yansımasıdır. Ses, resim, heykel ve mimari uygulamaları ruhsal tercihlerin ürünleridir.
Eserini ortaya koyan sanatçının psikolojisi kadar, o eserin muhatabı olan izleyicinin algılama psikolojisi de Sanat Psikoloji ekseninde yerini alır.
S. Freud (1856-1939), Psikoanalitik disiplin alanı içerisinde sanatçıları, onların ortaya koydukları eserleri üzerinde eleştirel araştırmalar ve tartışmalar yaparak inceler. Psikoanalist görüş, izlenim, rüyalar, sevinç, bilinç, fantazya, ütopya, imajinasyon, dikkat problemleri üzerinde yoğunlaşır. Duygu ve düşünce, saplantı gibi sorunlarla birlikte sanata eğilen bu akım, sanattaki üslûp sorunundan çok, bilinçaltını açıklayan temalarla ilgilenir. Ya da bilinçaltını anlamaya çalışır.
Freud’un başını çektiği Psikoanalist ekole göre, sanat eserinin; istekleri, hayalleri, bastırılmak istenen duyguları, bir başka plânda dile getirdiği düşünülmektedir. Psikolojik verilerin, sanatçı hakkında bilgi verdikleri, sanat eserinin bildirisini açıklamaya yardım ettikleri bir gerçektir. Bunda birinci amaç sanat esrinin kaliteye yönelik değerini araştırmaktan çok, sanat yolu ile insan ruhunun bilinmezlerini keşfe çıkmaktır.
Psikolojik yaklaşımın ikinci sorunu “algı” olayıdır. Bu olayı başlı başına ele alan psikoloji alanı “Gestalt” okulu olarak bilinmektedir. Algılama işlemi, çevredeki eşya ve olayların bünyeleşmiş bütünler halinde kavranmasını sağlayan psikolojik bir olgudur. Bununla, bir şeyi, bir nesneyi (rengini, hacmini, boyutlarını) duymaktan dolayı zihnimizde bir iz meydana gelir. Sanatçının tabiatı anlamaktaki yeteneği, bilincindeki bazı tasarımların yerleşmesiyle gerçekleşir.
Plâstik sanatlarda görme, gözle bir şeylerin varlığını duyma, işin en önemli yanıdır. İnsan, estetik faaliyeti geliştikçe eşyalar, varlıklar ve simgeler dünyasında yaşamaya başlar. Beş duyudan biri olan gözün kapsadığı duyumlar aydınlık, karanlık, renkler, hacimler, biçimler, uzaklıklar gibi en temel kavramlarını, zihnin estetik perspektifi içine alır. Bu kavramlardan oluşan bir konuyu, sanatçı kafasında oluşturamamışsa, yani sanatçı bir konuyu tam anlamıyla incelememişse, konuyu kâğıt üzerine ne kadar güzel çizerse çizsin, çizim göze ne kadar hoş görünürse görünsün, obje ya da model sağlam algılanmadığından ortaya sağlıklı bir desen çıkmaz. Bu nedenle Klee der ki; “önemli olan görüntü değil, görünen görüntünün arkasındaki görünmeyen gerçeği görebilmektir.”
Yaratıcılık, daha başlangıçta, sanat konusu olmazdan önce, insanoğlunun psişik yapısıyla gerçekleşen bir işlemdir. Yalnız figürlü sanat konuları değil, en soyut yaratmalar bile, daha önce görüntüsü ve biçimleri mevcut olan malzemeye dayanmaktadır. Seyircinin de algılama işlemi, çevredeki eşya ve olayların, bünyeleşmiş bütünler halinde kavranmasını sağlayan psikolojik bir olaydır. İnsan gözü çevresindeki olay ve eşyaları algılarken, her zaman fotoğraf makinesi gibi çalışmaz. Özellikle büyük sanat eserleri; yalın bir uyarıcı olmaktan çok, karmaşık ve kavranması zor, değişik sembollerle zenginleştirilmiş ürünlerdir. Eserde beliren kültür faktörünün ağırlığı, izleyici tarafından çözümlenirken; tabiattaki modele nelerin eklendiği, nelerin abartıldığı veya vurgulandığı dikkatle ele alınmalıdır. Çünkü, eser, seyirci tarafından biçimi aracılığı ile algılanır. Bu durumda, sanatçıyla seyirci arasındaki titreşimin açıklanabilmesi, bir bakıma, algılanmakta olan konu ile ona katılan kültürel unsurların belirleyiciliği arasındaki salınımda ve ilişkide düğümlenmektedir. Hangi çağda olursa olsun, sanatçı da, seyirci de bir görme ve idrak etme eylemine girer. Bu bakımdan algı kavramı ve ona eklenen unsurlar, sanat psikolojisinin önemli sorunları arasındadır.
Nietzsche der ki: "Her duyu ebedileşmek ister." Sanat duyusunda da bir devam arzusu vardır. Gerçekte psikoloji sanatın başlangıç noktası olarak kabul edilebilir. Psikolojiyi sanat yolu ile açıklamak mümkün olabildiği gibi, sanatı da psikolojik yoldan çözümleyebiliriz.
Prof. Ahmet ATAN